Hacettepe BAM Performans Salonu 5 Nisan Perşembe 18.30 |
2 Nisan 2012 Pazartesi
"Last Days" Film Gösterimi
26 Aralık 2011 Pazartesi
"Love Story" Film Gösterimi
Uzun süredir gösterimlerine Beytepe Kampüsü'nde BAM Performans Salonu'nda devam eden HüSinema, bu hafta mükemmel bir aşk hikayesi olan "Love Story" ile geliyor.
Başrollerini Ali McGraw ve Ryan O'Neal'ın paylaştığı 1970 yapımı filmin yönetmenliğini Arthur Hiller üstleniyor.
Köklü ve zengin bir aileden gelen Oliver Barrett IV (Ryan O'Neal) ,aile geleneğini devam ettirerek kendisinden öncekiler gibi Harvard Üniversitesinde hukuk okumaktadır.Bir gün Radcliffe Kolejinde müzik öğrencisi olan işçi sınıfından Jennifer Cavalleri (Ali MacGraw) 'ye aşık olur.Çift evlenmeye karar verir,ancak Oliver'in babası Oliver Barrett III (Ray Milland) bu evliliğe onay vermez ve oğlunun harçlığını keser ayrıca onu mirasından da mahrum edeceğini söyler.Oliver'ın babasının maddi desteği olmadan Harvard'a devam etmesi çok zordur.Hayata sıfırdan başlamak zorunda kalan yeni evli çift Oliver'in okul masraflarını karşılamak için farklı
işlerde çalışmaya başlarlar.
"Love means never having to say you're sorry."
Tarih: 26 Aralık 2011 Perşembe
Saat : 18.00
Yer: Bam Performans Salonu
17 Mart 2011 Perşembe

Octavio, hayatta hiçbirşey elde edememiş olan boşta gezerin biridir. Aynı zamanda, yengesi Susana'ya vurgundur. Öte yandan, başarılı bir editör olan Daniel, nevrotik bir süper model olan Valeria'yla birlikte yaşamak için eşini ve çocuklarını yüzüstü bırakıp lüks bir kata çıkmıştır.
El Chiavo namıyla bilinen eski bir hükümlü de, gizli bir ilişki içinde olduğu genç bir kızın hayatını işgal etmiş durumdadır. Varlıklı bir iş adamını öldürmek için tutulan bu caninin yolu, diğer öykülerin karakterleriyle ve iki köpekle çakışınca ortaya garip bir durum çıkar.
Meksico City için bile alışılmadık türde bir vahşet doğacaktır bu hayat girdaplarından...
Yönetmenliğini Alejandro González Iñárritu nun yaptığı bu sürükleyici filme tüm sinemaseverleri bekleriz.
Ayrıntılar için:
http://www.imdb.com/title/
25 Şubat 2011 Cuma
Fİlm Gösterimi- The Man from EarthÜniversitede başarılı bir tarih profesörü olan John Oldman ortada hiçbir neden yokken, aniden 10 yılını ayırdığı akademiden istifa etmiştir. Şehirden gitmeye hazırlanırken veda etmek için evine gelen meslektaşları ondan neden istifa edip gitmesi gerektiği konusunda bir açıklama yapmasını isterler. Arkadaşları John'un bu sessizliğine anlam verememektedirler. Önceleri suskun kalan John da neden gitmesi gerektiğini biraz geçmişe dönerek anlatmaya başlar.
Filmde ortamdaki kişiler profesör ve uzmanlardan oluşan bir ekip olduğundan, John'un hayat hikayesini anlatmasıyla birlikte tartışma merak uyandırmaya ve içinden çıkılmaz bir hal almaya başlıyor.İlk başlarda oyun ve hikayevari giden hayat hikayesi acaba gerçek mi ? Yoksa bir uydurma mı ?Her sahnesiyle izleyicide merak uyandırabilen The Man from Earth filmine tüm sinema severler davetlidir.
Ayrıntılar için:
http://www.imdb.com/title/tt0756683/
Yer: Tenedos Cafe
Tarih: 01.03.2011- Salı Saat:18.00
Adres: Selanik 2 Cad. 67/A Kızılay, Ankara
7 Ocak 2011 Cuma
Gösterim-Across The Universe

Beatles’ın 33 şarkısından bir aşk hikâyesi...
Liverpool’dan yola çıkıp kayıp babasını aramak üzere New York’a giden Jude, yolunun Lucy ile kesişmesi üzerine, kendini savaş karşıtı protestoların ve rock’n roll temelli bir hayatın ortasında bulur. Jude ve Lucy, 1960’larda, rehberleri “Dr. Robert” (Bono) ve “Mr. Kite” (Eddie Izzard) eşliğinde, ilham perilerinin kol gezdiği Greenwich Village’dan, sokaklarında isyan bayrakları dalgalanan Detroit’e uzanan dönemin savaş karşıtı ruhunun parçası olurlar. Jude’un kardeşi Max’in Vietnam’a gitmesi çifti üzerinde dolaştıkları pembe buluttan indirip başka gerçekleri keşfetmeye zorlar.
Yer:Tenedos Cafe Kızılırmak Cad 29/A - Kocatepe Camii Karşısı Ankara, Turkey
Zaman:11 Ocak 2011 Salı 18:00
Hepinizi aramızda görmek isteriz Beatles fanı olsanızda olmasanızda.
7 Aralık 2010 Salı

Charlie Chaplin’in, arada ses efektleri bulunsa da, son sessiz filmi olma özelliğini taşıyan film Modern Zamanlar, modern topluma ve makina çağına getirdiği yerinde eleştirilerle halen güncelliğini koruyan klasik bir yapıt.
Gösterimimize herkesi bekliyoruz.Şimdiden iyi seyirler...
Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki kaynaklardan yararlanabilirsiniz:
http://www.imdb.com/title/
http://en.wikipedia.org/wi
2 Aralık 2010 Perşembe
Yönetmenliğini Polonyalı sinema yönetmeni Krzysztof Kieślowski'nin yaptığı, Zbigniew Preisner'in ise müziklerini yaptığı bir filmdir. Adlarını Fransız bayrağının renklerinden alan üçlemenin diğer iki filmi ise, Üç Renk: Beyaz ve Üç Renk: Kırmızı'dır.Filmde, bir kaza sonucu kızını ve besteci olan kocası Patrice de Courcy'yi yitiren Julie'nin yaşama tutunma çabası anlatılmaktadır. İlkin ailesinin yokluğuna dayanamayan Julie intihara yeltense de, daha sonra bakış açısını değiştirip, kocasının ölümü nedeniyle yarım kalan bir bestesi üzerinde çalışmaya ve onu tamamlamaya karar verir. Avrupa Birliği'nin kuruluşunu kutlama amacını taşıyan bu bestenin tamamlanmaya çalışılması sürecinde, eski çevresinden ve arkadaşlarından kopar ve besteci kocasının sağlığında yardımcısı olan Olivier Benoit ile yakınlaşır.
Fransız devriminin dayandığı temellerden özgürlük temasını ele alan, üçlemenin ilk filmi olan Üç Renk: Mavi filmine , tüm sinemasever arkadaşlarımızı bekliyoruz.
Şimdiden iyi seyirler...
Gösterim Tarihi: 06.12.2010
Gösterim Zamanı: 18.00-21.00
Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki kaynaklardan yararlanabilirsiniz:
http://www.imdb.com/title/
http://en.wikipedia.org/wi
20 Kasım 2010 Cumartesi
Henüz yaşayan göğsümde
Zararı yok, ben zaten hazırdım
Gelirim bunun da üstesinden.
– Anna Ahmatova
Anna Ahmatova, şöyle yazıyordu:
“Ben bizim kadınlarımıza nasıl konuşulması gerektiğini öğrettim, ama onları sessizleştirmenin nasıl olacağını bilmem.”
İşte... yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi
•••
Hedeflerinin neler olduğunu söyleyen, tarihsel olarak da ispatladığını düşündüğümüz ya da saydığımız nice kişinin gerçekte neleri söylemediklerini ve yenemedikleri korkularının gizli damarlarının sinir uçlarını araştırmak için yola çıkmıştı sanki Boris. Bir görüşe göre de, üniversiteye bu yüzden girmiş, sekiz yılda üç tez hazırlamış, ama hiç kabul görmemişti zavallı Boris. Oysa ölümünden dokuz yıl sonra St. Petersburg’da yayımlanan bir dergide ondan ‘geleceğin habercisi’ diye söz ediliyor ve tezinden geniş bir bölüme yer veriliyordu:
“Bir gün Mozart’ın Sihirli Flüt operasındaki Cehennemin İntikamı Kalbimde Kaynıyor aryasını tekrar tekrar dinleyeceksiniz, o gün yeniden Zhdanov şehri eski adı Mariupol olacak ve Andrei Zhdanov’un heykeli yıkılırken, Shostakovich çalacak meydanda ve bir genç kız, Osip Mandelstam’ın şu dizelerini okuyacak Anna için;
Yenisey’in aktığı geceye götürün beni
Çanların yıldızlara değdiği,
Çünkü benim kanım kurt kanı değil,
Ancak bir benzerim öldürebilir beni.
Andrei, edebiyatı dış etkilerden koruma bahanesiyle en iyi yazarları temizlemeye çalıştığı yıllarda sabahtan akşama kadar elinde bardağıyla dolaşır, Josef’e meyve suyu içiyorum, derdi. Kimseye itimadı olmayan lider Josef ise ona güveniyor görünse de, içkiye düşkünlüğünden dolayı sık sık onu ortadan kaldırmayı düşünürdü.”
•••
Kronolojik olarak tarih sözkonusu olduğunda önde gelen kişilerden biri olmasa da kendi küçük çevresinde sevilen biriydi Cahit Hüsnü Bey. Neden sevildiğini bir gün kendi kendine şöyle açıklamıştı: “Felsefeyle hiç işim olmadığını çok iyi biliyorlardı, sadece tarihleri sıralıyordum onlara, biliyormuş gibi yapmalarına da ses çıkarmıyordum. Bu, eski bir yöntemdi; geçerli, dikey ve zararsızdı. Birkaç basamak çıkabilmek için ideal bile sayılabilirdi. Tarih öğrencisiyken tanıdığım sıkı bir Epikürcü olarak tanınan Victor’dan söz etmek isterim size; dünya felsefesini taramış, dil üzerine sürdürmüştü çalışmalarını. Marx’ın arkadaşı Heine’den iki şiir çevirmiştim o yıllarda ve ona göstermiştim. Hiç düzeltmemek daha iyi, öyle kalsın demişti. O zamanlar şakacı biri olduğunu kimse anlamamıştı, bugün bile sıkıntıları vardır bu konuda.”
•••
Sayılı günlerdendi. Ellerini masaya dayamış, benzer bir günü tam anlamıyla yaşıyor sayılmasa da, iyiden iyiye sıkıldığını hissetti tüm benliğiyle. Bazı kelimeleri hiç kullanmamayı özenle sürdüren bir yazarla tanışmıştı bir yemekte. Neden, diye sormak gafletinde bulunmuş, açıklamalarını dinlerken buna binlerce kez pişman olmuştu.
•••
“Tarihte yasalar aramaktan vazgeçilmelidir, her tarihsel olay bir kez ortaya çıkan bir gerçekliktir,” diyordu Herder.
14 Nisan 2010 Çarşamba
Canını yakmak beni mutlu ediyor
selamlamak kolay iş değil yaren! her gece ardından el sallamak eski güne, kolay olmuyor! hadi yüklen sen de biraz. al üstümden, çek al bu sonbaharları.. sana bir aydınlık
borçluyum eskilerden. ve sen, yaşanmak üzere beklerken anılar önümüzde bizi, yüzünde rengarenk baharlar açar.. büyümek yaşlanamak, eskimek olmamalı. kirlendi mi dünya yoksa?
Bana daha önce hiç kimseye etmediğin küfürlerden et! Eskizlerden kurtulmak adına yak takvimlerini! Bana öle vur ki, acımdan mutlu olayım!! öyle bir dünyadan bahset ki bana
varlığına inandır beni. kıtalarını keşfeden ilk kaşifleri bizler olalım. hiç söz etmesen de olur. bana öyle sessiz ol ki, duyabileyim söylemek istediklerini. bana öyle bir ben ol
ki, acının da benden kaynaklı olduğunu bileyim. ağladığında göz yaşların olduğumu bileyim. canını yakanın ben olması beni mutlu ediyor. ya da bir tebessüm olup geleyim yüzünün
orta yerine.. aklın yanımda değilken, hayallerinde yaşayan bir ben var mı? kaç kişi başladın yıllar sonra hikayene?
o zamanlar farklıydı, başkaydı demiştin amelia. peki şimdi nasıl? havayı kokladığında seninde burnuna yağmur kokusu gelmiyor mu yoksa? aragorna selam söyleyin benden. korkularını
terk etsin. bak, gökkuşaklarının 8. rengi hep benim cebimdeydi..
YUNUS EMRE KARADENİZ
5 Nisan 2010 Pazartesi
28 Mart 2010 Pazar

23 Mart 2010 Salı
Into the Wild

15 Mart 2010 Pazartesi

Arkadaşlar bu hafta 21.Uluslararası Ankara Film Festivali'ne katılıyoruz.
Yer: Çağdaş Sanatlar Merkezi
Adres:Remzi Oğuz Arık Mh. John Ford Kennedy cd. Çankaya
Herkesi bekliyoruz.
Ayrıntılar için:
www.filmfestankara.org.tr
adresinden faydalanabilirsiniz...
10 Mart 2010 Çarşamba

Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi, 16-19 Mart 2010 tarihleri arasında, Edebiyat Fakültesi Tiyatro ve Konferans Salonu'nda belgesel film gösterimleri düzenleyecektir. Ücretsiz olan gösterimlere tüm Hacettepeliler davetlidir.
Program:
16 Mart Salı 14.00 Kedinin İçindeki Fare
14.15 19 Ocak'tan 19 Ocak'a
17 Mart Çarşamba 14.00 Lilit'in Kız Kardeşleri
15.00 Kaybedebilme Kabiliyeti
18 Mart Perşembe 14.00 Mor Menekşeler
19 Mart Cuma 14.00 Bu Ne Güzel Demokrasi!
8 Mart 2010 Pazartesi
8 Mart 2010
Geçen yıllarda bir erkek arkadaşım bana bir adam tarafından taciz edildiğini anlatmıştı… Kimseye söyleme diyerek… Anlattığı tek kişiydim ben. Ne söyleyeceğimi bilememiştim. Onun adına canım yanmıştı. Onur kırıcıydı… Kimseye anlatamıyordu.. Kafanızdan atmak istediğiniz bir anının kabuslarda kılıktan kılığa karşınıza çıkmasından başka bir şey değildir bu.
Diğer yandan dişi cinsiyetliler için çok olağanüstü sayılacak bir durum değil. Sokakta yürürken rahat olmak isterdim; güvende hissetmek.. Ama asla saygı duyulmamış, kendine güveni, saygısı olmayan insanlardan, sersemlemiş halde yaşamını sürdürmek için ne olursa olsun bir neden arayan insanlardan… Ya da hasta insanlardan . . Size saygı duymasını bekleyemezsiniz tabi. Hayalperestlik olur bu. Ama düşünmekten alamıyorum bazen kendimi.. Anneleri, kardeşleri, eşleri, kızları yok mu bu insanların?.. İnsanlık böyle düşmemeli…
Kadınlar Günü diye bir şeyin olması hep bir parça hüzünlü gelmiştir bana. Böyle bir gün olmak zorunda olduğu için bir parça hüzünlü…
Ama kimsenin hüzne yenik düşeceği yok. Bu mağdur olanın değil, edenin ayıbıdır ve ses çıkarmaktan korkmamalı. . .
Aşık olduğum kadınlardan biri… Tori Amos… Sanatçı ismini gerçekten hak eden ender insanlardan olduğunu düşünürüm. Türkiye’nin sorunları hakkında konuşabilirsiniz kendisiyle.. Yaşadığı gezegenden kopmuş biri değildir. Pandora’nın akvaryumu, fırıncı ve Anastasia’yla ilgili size anlatacağı dopdolu hikayeleri var.. Piyanosunu tıngırdatırken aşkı size bir kez daha özetler. O ne kadar paylaşma lütfunu gösterdiyse de bendeki kutsallığı nedeniyle mahremiyetine fazla girmek istemiyorum..
"i don't talk about the details because i can't, but it's freeing to sing that song (me and a gun). i have to go in a trance to sing it. ... it gets exhausting singing it. but there's so much going on that nobody talks about, and i just found that out with myself after so many years of not talking."
(-- tori; the washington post, march 22, 1992)
"i'll never talk about it at this level again, but let me ask you. why have i survived that kind of night, when other women didn't? how am i alive to tell you this tale when he was ready to slice me up? in the song i say it was me and a gun but it wasn't a gun. it was a knife he had. and the idea was to take me to his friends and cut me up, and he kept telling me that, for hours. and if he hadn't needed more drugs i would have been just one more news report, where you see the parents grieving for their daughter. and i was singing hymns, as i say in the song, because he told me to. i sang to stay alive. yet i survived that torture, which left me urinating all over myself and left me paralyzed for years. that's what that night was all about, mutilation, more than violence through sex. i really do feel as though i was psychologically mutilated that night and that now i'm trying to put the pieces back together again. through love, not hatred. and through my music. my strength has been to open again, to life, and my victory is the fact that, despite it all, i kept alive my vulnerability."
"i wrote it after i saw thelma and louise and that had, humm, i had to let out all that incredible hurt and anger. the anger came. the song was written in the afternoon that i had seen thelma and louise and completed. it it had always been a capella. and when i started writing it, it was as if the blinded was on. i knew exactly what i wanted to say. i mean, i was almost in a trace writing that song. i was back there in that experience, and yet, another part of me was guiding it on. i felt like i was protected writing it, when it was over, when i had looked at what i had written. and the hardest part is performing it every night because, although i know i'm safe, a part of me has to go to that place to sing it. and what this whole process has taught me is, i'm not a victim. although when i go in and sing it every night, there's a certain energy i bring to make it very real and then after the performance is over i can go and have an ice cream and have a life and say, 'this is over. i can talk about it and i have love in my life.' and it's really important to get to that stage." (((http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=me%20and%20a%20gun)))
5am
Friday morning
Thursday night
Far from sleep
I'm still up and driving
Can't go home
obviously
So I'll just change direction
Cause they'll soon konw where I live
And I wanna live
Got a full tank and some chips
It was me and a gun
And a man on my back
And I sang "holy holy" as he buttoned down his pants
You can laugh
It's kind of funny things you think
at times like these
Like I haven't seen Barbados
So I must get out of this
Yes I wore a slinky red thing
Does that mean I should spread
For you, your friends your father, Mr. Ed
Me and a gun
and a man
On my back
But I haven't seen Barbados
So I must get out of this
And I know what this means
Me and Jesus a few years back
Used to hang and he said
"It's your choice babe just remember
I don't think you'll be back in 3 days time
So you choose well"
Tell me what's right
Is it my right to be on my stomach
of Fred's Seville
Me and a gun
and a man
On my back
But I haven't seen Barbados
So I must get out of this
And do you know Carolina
Where the biscuits are soft and sweet
These things go through you head
When there's a man on your back
And you're pushed flat on your stomach
It's not a classic cadillac
Me and a gun
and a man
On my back
But I haven't seen Barbados
So I must get out of this
Me and a Gun şarkının ismi… Dinlediğinizde anlayacaksınız.. Yorum yapamıyorum.. Sadece.. İyi ki var Tori ve iyi ki var böyle insanlar…
Sarışın bir kurt, mavi gözleri çakmak çakmak adam sayesinde burada bir şeyler söyleyebilmekten mutluyum… Teşekkür ederim.
Kadınlar ve erkekler için de ... Günümüzün mutlu geçmiş olması düşüncesiyle..
7 Mart 2010 Pazar
3 Mart 2010 Çarşamba
Dönemin ilk gösterimine Coen Kardeşlerin(Joel Coen ve Ethan Coen) yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği aynı zamanda senaryosun yazıp kurgusunu yapmış oldukları The Big Lebowski filmiyle başlıyoruz...
Herkesi bekliyoruz...
Ayrıntılar için:
http://www.imdb.com/title/tt0118715
http://www.sinema.com/film/2455/buyuk-lebowski
Adreslerinden yararlanabilirsiniz...
1 Mart 2010 Pazartesi
" Bir Zamanlar Anadolu "
Nuri Bilge Ceylan'ın başrolünü Yılmaz Erdoğan'a verdiği yeni filminin adı açıklandı. Ayrıntıları özenle gizli tutulan film, söylenene göre bir doktorla savcının bir gecede geçen gerilimli hikâyesi anlatıyor. Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı açıklamaya göre film Cannes Film Festivali'ne yetişecekmiş. Cannes için son başvuru tarihi 16 Mart. Festival ise 12-23 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek. Festivalin bu seneki jüri başkanı Amerikalı yönetmen Tim Burton.
26 Şubat 2010 Cuma
!f 2010'un Ankara ayağı başladı.

!f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin Ankara ayağı 25 Şubat Perşembe günü başladı.
Keş!f, Hit Filmler, Erkeklik Halleri, Sesli Yaşam, Fantastik Filmler, Sessiz ve İsyankar, Dünyanın Çivisi, “Açılım”, Gökkuşağı, !f Kült, !f Kısalar, Nöbetçi Sinema ve Özel Gösterim bölümleri altında birçok bağımsız yapım Ankaralı seyircilerle buluşacak.
Gösterimler CEPA Alışveriş Merkezi’ndeki AFM salonlarında gerçekleşirken, Türkiye’den Kısalar bölümündeki kısa filmler de Ankara Üniversitesi (AÜ) İletişim Fakültesi (İLEF), ODTÜ Görsel İşitsel Sistemler Araştırma ve Uygulama Merkezi (GİSAM) ve Türk-İngiliz Kültür Derneği’nde (TBA) izlenebilecek.
Ankara'daki program, 25-28 Şubat tarihleri arasında, 4 gün sürecek.
Bilet fiyatları tam 12 TL, öğrenci 10 TL. Hafta içi saat 19.00’a kadarki gösterimler ve yerli filmler 5 TL iken 21.30 - 22.00 seansları 13 TL.
Program için; http://www.mybilet.com/if2010.php
25 Şubat 2010 Perşembe
Art By Chance 2010

HAREKETE GEÇME ZAMANI
Dünya filminle karşılaşmaya hazır!
ART BY CHANCE Ultra Kısa Film Festivali 2009 yazında Mayıs-Temmuz ayları arasında 13 ülke, 70 şehirde yer aldı ve 1 milyardan fazla insanla buluştu. Herkese ulaşma ve onları sanatla buluşturma iddiası taşıyan festival aynı anda farklı coğrafyalarda milyonlarca insanla buluşarak içerik ve büyüklük anlamında bir ilki gerçekleştirdi.
ART BY CHANCE 10 Mayıs 2010'da birçok ülke ve şehirde yer alacak. ART BY CHANCE katılımı 30 sn uzuluğunda ZAMAN temalı filmleri bekliyor.
ART BY CHANCE 2010’da bu senenin teması ZAMAN. Metropollere yayılacak filmler modern insanın en büyük dertlerinden birinin şehir yaşamının kurgusunu nasıl değiştirdiğini ve zaman kavramının farklı belleklerde nasıl yer edindiğini keşfe çıkıyor. Kurmaca, belgesel, animasyon ve video art‘ın her örneğine açık olan festivalde katılımcılardan zaman kavramını 30 sn’de işlemeleri bekleniyor.Ayrıntılı bilgi için; http://turkey.artbychance.org/festival.htm



