bugün bütün sevinçlerim yeşil. yokluğunda, bir nefes uzağımda ya da; bilmem var mıyım? bilmem kalmış mıyım hiç? gitme tekrar desem? çok zor oldu seni bulmam. hergün güneşi
selamlamak kolay iş değil yaren! her gece ardından el sallamak eski güne, kolay olmuyor! hadi yüklen sen de biraz. al üstümden, çek al bu sonbaharları.. sana bir aydınlık
borçluyum eskilerden. ve sen, yaşanmak üzere beklerken anılar önümüzde bizi, yüzünde rengarenk baharlar açar.. büyümek yaşlanamak, eskimek olmamalı. kirlendi mi dünya yoksa?
Bana daha önce hiç kimseye etmediğin küfürlerden et! Eskizlerden kurtulmak adına yak takvimlerini! Bana öle vur ki, acımdan mutlu olayım!! öyle bir dünyadan bahset ki bana
varlığına inandır beni. kıtalarını keşfeden ilk kaşifleri bizler olalım. hiç söz etmesen de olur. bana öyle sessiz ol ki, duyabileyim söylemek istediklerini. bana öyle bir ben ol
ki, acının da benden kaynaklı olduğunu bileyim. ağladığında göz yaşların olduğumu bileyim. canını yakanın ben olması beni mutlu ediyor. ya da bir tebessüm olup geleyim yüzünün
orta yerine.. aklın yanımda değilken, hayallerinde yaşayan bir ben var mı? kaç kişi başladın yıllar sonra hikayene?
o zamanlar farklıydı, başkaydı demiştin amelia. peki şimdi nasıl? havayı kokladığında seninde burnuna yağmur kokusu gelmiyor mu yoksa? aragorna selam söyleyin benden. korkularını
terk etsin. bak, gökkuşaklarının 8. rengi hep benim cebimdeydi..
YUNUS EMRE KARADENİZ
Mürekkep Lekesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mürekkep Lekesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Nisan 2010 Çarşamba
9 Ocak 2010 Cumartesi
Okyanus Sisleri Kaplı Ellerin..
okyanus sisleri kaplı ellerin
gözlerini her kırptığında
havaya dağılan tuz kokusu..
paramparça filikalarda
canımı emanet ettiğim..
gökyüzünde sancı!
adın: gündoğumu.
akşam vakitleri
yakakoz yakamoz hüzünlerin..
kirpiklerin
parmak uçlarımdaki
kıymıktan misinalar..
her satırda
daha da derinlere batan..
bir beden küçük kazağım
ve
üstüne giydiğim bordo bir gömlek
yakaları kolasız..
karanlıkta renklerini
kestiremediğim bir elbise
dizlerine kadar inen..
bir kemirgen var mide duvarlarımda
debelenen..
seninse dizlerine musallat
kış ayazlarının çıplak soğukluğu..
kara şehir suskun!
gri bir isle boyanmış gökyüzü
saatse bilmem kaç olmuş
belki de hiç varılamayacak duraklarda
kaçırılan otobüsler misali..
okyanus sisleri kaplı ellerin..
gözlerini her kırptığında
havaya dağılan tuz kokusu..
Yunus Emre Karadeniz..
gözlerini her kırptığında
havaya dağılan tuz kokusu..
paramparça filikalarda
canımı emanet ettiğim..
gökyüzünde sancı!
adın: gündoğumu.
akşam vakitleri
yakakoz yakamoz hüzünlerin..
kirpiklerin
parmak uçlarımdaki
kıymıktan misinalar..
her satırda
daha da derinlere batan..
bir beden küçük kazağım
ve
üstüne giydiğim bordo bir gömlek
yakaları kolasız..
karanlıkta renklerini
kestiremediğim bir elbise
dizlerine kadar inen..
bir kemirgen var mide duvarlarımda
debelenen..
seninse dizlerine musallat
kış ayazlarının çıplak soğukluğu..
kara şehir suskun!
gri bir isle boyanmış gökyüzü
saatse bilmem kaç olmuş
belki de hiç varılamayacak duraklarda
kaçırılan otobüsler misali..
okyanus sisleri kaplı ellerin..
gözlerini her kırptığında
havaya dağılan tuz kokusu..
Yunus Emre Karadeniz..
26 Aralık 2009 Cumartesi
Ben, İsa, Sen ya da Günceme Dair
sana dair notlar aldığım
defter, birden tutuşuverdi ellerimde!
içlerinden iblisler çıktı
ve
fırladılar odaya!!
koşuşturup duruyorlar odanın
orta yerinde.
dokundukları, baktıkları, boşaldıkları
her şey
birden alev alıyordu!
resimlerini saklayabildim
bunca kıyametin ortasında!
tanrıysa öyle suskun duruyordu!
hiç bir şeyden haberi
yokmuş gibi davranarak!
küçük bir çocuk gibi!
göz yaşı nöbetlerinde ölmeyi kabullenmiş!
melekleri tarafından hep aldatılmış!
onlar gitti dedim!
başka başka tanrılara gitiler dedim!
birden avuçlarım kanamaya başladı
fark etmemişim ayakkabılarım da kan
dolmuştu
ben çarmıhtaydım
ben İsa'ydım!
ben bendim
ben sendim
ben oydum
ama
ben hiç biz olamadım
Yunus Emre Karadeniz
defter, birden tutuşuverdi ellerimde!
içlerinden iblisler çıktı
ve
fırladılar odaya!!
koşuşturup duruyorlar odanın
orta yerinde.
dokundukları, baktıkları, boşaldıkları
her şey
birden alev alıyordu!
resimlerini saklayabildim
bunca kıyametin ortasında!
tanrıysa öyle suskun duruyordu!
hiç bir şeyden haberi
yokmuş gibi davranarak!
küçük bir çocuk gibi!
göz yaşı nöbetlerinde ölmeyi kabullenmiş!
melekleri tarafından hep aldatılmış!
onlar gitti dedim!
başka başka tanrılara gitiler dedim!
birden avuçlarım kanamaya başladı
fark etmemişim ayakkabılarım da kan
dolmuştu
ben çarmıhtaydım
ben İsa'ydım!
ben bendim
ben sendim
ben oydum
ama
ben hiç biz olamadım
Yunus Emre Karadeniz
23 Aralık 2009 Çarşamba
Kullanılmış Kondom Koleksiyoncusu
Buna benzer bir durumu bir porno dergide okumuştum. annem hep derdi penisle şaka olmaz diye. TV'de hep o aptal reklamlar "çocuklardan uzak tutunuz, onların ulaşamayacağı yerlere
KALDIRINIZ." annem penisle şaka olmaz derdi ve hep benim ulaşamayacağım yerlere KALDIRIRDI. artık büyüdüm ve KALDIRMIYORlar. kolaylıkla ulaşabileceğim yerlerde bütün penisler.
ama bu bizi azılı bir senarist yapmaz, konulu filmerde homolog başroller paylaşmamıza neden olmaz. moral bozan bir intihardan öteye geçemez. yüzyıllardır süren gösteriş
merakının önüne ancak böyle geçilebilir kanısı, hiç de TATMİN EDİCİ değil. zavallılıktan başka ne olabilir, global sorunları bireysel duygu çıkarımlarıyla çözmeye çalışırken ki
duyulan çıkar çatışmaları ve hepimizin birey birey narsist savaşa katkılarını hesaplamanın yanında bile ezik sayılabilecek olan tedevisiz şizofreni atakları! artık uğraşlar
niyetini bile kaybetti. bilinç altında öyle büyük tahribatlar var ki kimsenin yarabandı bunu kapatmaya yetmez. Bu aklıma bi anımı getirdi.bir komşumuz vardı. o kadar fakirdi ki adet günlerinde 1 kutu yarabandı
alırdı ve tampon bölge oluşturudu. ben ne zaman evde hayat üçgeni kurmaya çalışsam hep bir kenarım eksik kalırdı. ama babam öyle değildi. o çok güzel eşkenar üçgen olurdu.
birgün ben de yanına gittim ve harika bir beşgen olduk. evet ben babamın yanına da giderdim. sorumluluk sahibi bir adamdır babam. akşam eve gelirken elinde hep bir kilo giyotini
mutlaka olurdu. çok zalim sigara içer ama "erkek adam" mantığında bir faşistlikle halka yapmazdı. içinde sıfır olan sayıları sevmez, cümleye "o" harfiyle başlamazdı..
Buna benzer bir durumu bir arkadaşım anlatmıştı. daha sonra sıfır 900'lü hatlarda teleoğlancılığa başladı. kafatasını aldırmıştı beyni kıvrım kıvrım görünüyordu. bu iyi bir şey
çunkü aklından ne geçtiğini kolaylıkla görebiliyorduk. onun insanlara karşı bu kadar samimi olmasını neye borçluyuz bilmiyorum ama erken yaşta öldü. bir gün bizim muhitte bir
parkta, salıncak demirlerine bacaklarımızla tutunup baş aşağı durup sigara içiyorduk. o da geldi. tam baş aşağı dururken beyni yere düştü ve patladı. parçaları toplamaya
çalışırken kediler üşüştü ve bir kısmını yediler. üzgünüm ZEN seni kaybettiğimiz için, hala üzgünüm.. evet tam tahmin ettiğin gibi; bileklerimdeki bu izler senin verdiğin gümüş
jiletin hediyesi. ne iyi ettim de yanına geldim demi. keşke ölmeseydin be zen çok erken giitn. ama ben de yanına geç gelmedim dimi??! bu arada burası neden bu kadar sıcak?
şu elinde dev bir çatal tutan, boynuzlu ve kırmızı adam neden üstümüze doğru geliyor?!?!
Buna benzer bir durumu televizyonda izlemiştim. katil arılar bir araya gelip dev bir üreme organı oluşturmuşlardı. erkek ve dişi organ olmuşlardı hem de tek bir organizmada. dişi
organla kurbanlarını içeri alıp, erkek organla orgazm olup dışarı atıyorlardı. ancak canlı kurban ölüyordu. çünkü binlerce arının ısısı canlıyı denatüre ediyordu. kurbanlarını
kendilerinin salgıladığı başta insan olmak üzere bütün hayvan aleminde üreme isteği uyandıran bir kokuyla kendilerine çekiyorlardı. son duyumlarıma göre bu dev ORGAN detroite doğru
ilerliyormuş. şimdilik paniklemeyelim. üremek için karılarını/kocalarınızı, erkek/kız arkadaşlarınızı kullanmaya devam edin. eski kondomlarınızı hemen atmayın. çok samimi bir
arkadaşım bunların koleksiyonunu yapıyor. hem de karşılığında iyi para veriyor!!
buna benzer bir durumu daha önce kendim de yaşamıştım birini sevdim ama kaybetmemek için başka başka insanları kullandım. aldattım onu yani hem de onu sevdiğimi dahi bilmiyordu o
o zaman. sonra aldatıldım. başka bir sürtük buldum. beni kendi yatağımda aldattı hem de benle sevişirken. göz kapaklarının altında tanıdığım bir yabancıyla!!!! o yüzden artık
göz kapaklarımı kapatmamak için aldırdım onları. şimdi dünya kerhanesinde bir başıma bakire rolü yapmanın anlamı yok. sandım ki tek masum o. ama değilmiş. asıl günahı o işledi.
sattı beni ve bırakmadı hiç bende beni. ben hala dua ediyorum kendime, sana, ona, kendimize, size ve onlara.. eğer tanrı beni yeryüzüne gönderdiyse ve bir cinnetlik ölüm bahşettiyse,
onu ne zaman kullanacağım bilmiyorum. bana s*ktirip gideceğim günü seçmemde yardım eder misiniz? ben hala sodomdayım. e postalarınızı henüz almadım. burdaki postacılar biraz piç
kurusu da..
Yunus Emre Karadeniz
KALDIRINIZ." annem penisle şaka olmaz derdi ve hep benim ulaşamayacağım yerlere KALDIRIRDI. artık büyüdüm ve KALDIRMIYORlar. kolaylıkla ulaşabileceğim yerlerde bütün penisler.
ama bu bizi azılı bir senarist yapmaz, konulu filmerde homolog başroller paylaşmamıza neden olmaz. moral bozan bir intihardan öteye geçemez. yüzyıllardır süren gösteriş
merakının önüne ancak böyle geçilebilir kanısı, hiç de TATMİN EDİCİ değil. zavallılıktan başka ne olabilir, global sorunları bireysel duygu çıkarımlarıyla çözmeye çalışırken ki
duyulan çıkar çatışmaları ve hepimizin birey birey narsist savaşa katkılarını hesaplamanın yanında bile ezik sayılabilecek olan tedevisiz şizofreni atakları! artık uğraşlar
niyetini bile kaybetti. bilinç altında öyle büyük tahribatlar var ki kimsenin yarabandı bunu kapatmaya yetmez. Bu aklıma bi anımı getirdi.bir komşumuz vardı. o kadar fakirdi ki adet günlerinde 1 kutu yarabandı
alırdı ve tampon bölge oluşturudu. ben ne zaman evde hayat üçgeni kurmaya çalışsam hep bir kenarım eksik kalırdı. ama babam öyle değildi. o çok güzel eşkenar üçgen olurdu.
birgün ben de yanına gittim ve harika bir beşgen olduk. evet ben babamın yanına da giderdim. sorumluluk sahibi bir adamdır babam. akşam eve gelirken elinde hep bir kilo giyotini
mutlaka olurdu. çok zalim sigara içer ama "erkek adam" mantığında bir faşistlikle halka yapmazdı. içinde sıfır olan sayıları sevmez, cümleye "o" harfiyle başlamazdı..
Buna benzer bir durumu bir arkadaşım anlatmıştı. daha sonra sıfır 900'lü hatlarda teleoğlancılığa başladı. kafatasını aldırmıştı beyni kıvrım kıvrım görünüyordu. bu iyi bir şey
çunkü aklından ne geçtiğini kolaylıkla görebiliyorduk. onun insanlara karşı bu kadar samimi olmasını neye borçluyuz bilmiyorum ama erken yaşta öldü. bir gün bizim muhitte bir
parkta, salıncak demirlerine bacaklarımızla tutunup baş aşağı durup sigara içiyorduk. o da geldi. tam baş aşağı dururken beyni yere düştü ve patladı. parçaları toplamaya
çalışırken kediler üşüştü ve bir kısmını yediler. üzgünüm ZEN seni kaybettiğimiz için, hala üzgünüm.. evet tam tahmin ettiğin gibi; bileklerimdeki bu izler senin verdiğin gümüş
jiletin hediyesi. ne iyi ettim de yanına geldim demi. keşke ölmeseydin be zen çok erken giitn. ama ben de yanına geç gelmedim dimi??! bu arada burası neden bu kadar sıcak?
şu elinde dev bir çatal tutan, boynuzlu ve kırmızı adam neden üstümüze doğru geliyor?!?!
Buna benzer bir durumu televizyonda izlemiştim. katil arılar bir araya gelip dev bir üreme organı oluşturmuşlardı. erkek ve dişi organ olmuşlardı hem de tek bir organizmada. dişi
organla kurbanlarını içeri alıp, erkek organla orgazm olup dışarı atıyorlardı. ancak canlı kurban ölüyordu. çünkü binlerce arının ısısı canlıyı denatüre ediyordu. kurbanlarını
kendilerinin salgıladığı başta insan olmak üzere bütün hayvan aleminde üreme isteği uyandıran bir kokuyla kendilerine çekiyorlardı. son duyumlarıma göre bu dev ORGAN detroite doğru
ilerliyormuş. şimdilik paniklemeyelim. üremek için karılarını/kocalarınızı, erkek/kız arkadaşlarınızı kullanmaya devam edin. eski kondomlarınızı hemen atmayın. çok samimi bir
arkadaşım bunların koleksiyonunu yapıyor. hem de karşılığında iyi para veriyor!!
buna benzer bir durumu daha önce kendim de yaşamıştım birini sevdim ama kaybetmemek için başka başka insanları kullandım. aldattım onu yani hem de onu sevdiğimi dahi bilmiyordu o
o zaman. sonra aldatıldım. başka bir sürtük buldum. beni kendi yatağımda aldattı hem de benle sevişirken. göz kapaklarının altında tanıdığım bir yabancıyla!!!! o yüzden artık
göz kapaklarımı kapatmamak için aldırdım onları. şimdi dünya kerhanesinde bir başıma bakire rolü yapmanın anlamı yok. sandım ki tek masum o. ama değilmiş. asıl günahı o işledi.
sattı beni ve bırakmadı hiç bende beni. ben hala dua ediyorum kendime, sana, ona, kendimize, size ve onlara.. eğer tanrı beni yeryüzüne gönderdiyse ve bir cinnetlik ölüm bahşettiyse,
onu ne zaman kullanacağım bilmiyorum. bana s*ktirip gideceğim günü seçmemde yardım eder misiniz? ben hala sodomdayım. e postalarınızı henüz almadım. burdaki postacılar biraz piç
kurusu da..
Yunus Emre Karadeniz
25 Kasım 2009 Çarşamba
Gene Altımı Islatmışım
roma2!! sabrım hükmünü yitirdi artık. ellerinde oraklarla karşılar beni yalnızlıklar. sabır hükmünü yitireli çok olmuştu zaten. ve oraklar iner şakaklarıma. sabrın
hükmü hiç geçerli değilmiş zaten. kanıyorum, yara bantları tampon bölgesi kalbime. sabrın hükmü geçerli olamayacak da. kan kaybı bilinçsiz bir hal almaya
başladı.. ellerinde
orakları eksik olmuyor yalnızlıkların. kaçarken ayak tabanlarımıza batan kıymıklarla kendimize sallar yaptık, terk eyledik kendimizi... yalancıdır onlar korkaktırlar.
ben korkmadım eva hiç bir şeyden. bütün savaşlara en ön safta girdim.
sen üşüme diye romayı yakanları buldum, msn adreslerini aldım. beni düşünme eva, ben 2mizi de düşünürüm senin yerine. hayır eva sigara içmiyorum.
parmaklarım nikotin kokuyorsa bu tütün ırgatlarının suçu olamaz ya.?! kendime senin gibi bir ben yarattım, onunla oturdum, sohbet ettim. çay ikram ettim.
semazen eteklerine benzetirim saçlarını eva. sen farkında değilsin ama eva melakeler kokularını sana da bırakmadan tanrının yanına gitmiyorlar. peki ya sen
eva? sen kanatlarını kimlere yoldurdun. beni kime bıraktın da sen de hiç kalmadım. sonbahar bu kadar kahverengi olmak zorunda mı? 4ever 2gether eva ama
bunu anlatabilmem için dilimi koparıp gömmem gerkir. anlaman içinse, ımmm galiba bilmiyorum. bilmiyorum. haydi şef vur tuşlara! vur yoksa kafatasım
karıncalanıyor! hayır şef bana müzik yapma!! sana dediğimi yap tuşlara vur!! dam!! dum!!! vur sadece parçalara tellerini!!! orkestranı düşünme, onlar
başlarının çaresine bakmayı bilirler. roma bitmez o zaten yarım kalmışlığın resmi. eksik bir boya paletteki. roma yalnız bir şehir, senin uğramadığın..
canan tanla aram hiç iyi değil. yoksa sana süslü benzetmeler de yapardım eva. sonu gelmeyen cümlelerle aşkı da tanımlardım. sen de dalardın usul usul ha eva?
o vakit kendime pay çıkartma aptallığını yine gösterir miydim?? hayır eva sigara içmiyorum. bu tamamen ırgatların suçu!!!
sefalet değil bu. açlık sadece. açlıktan ölüyorum. sefalet değil bu. öldüm. ölmek değil bu. yoksun. "oldun mu ki"? yoksun. ölmek bu.. vardın olmuştun ama
olmamıştın. adın romaydı. sen eksiktin ben yarım kalmış. ( aman canan tana bağlamayalım).
"ol".
kelimeler.. sihir.. iç içe şeyler..
haydi sil baştan tekrar başlayalım!!
evet bir şiir vardı aklımda sana dair. sen unutmam için diretirken hem de.
selamlar olsun gene ben! molozların arasından kurtardım bedenimi ve ruhumu sunarken ecel meleğime,
yüzlerinizde acıyı gördüm. ben giderken bu kadar üzülmedim de, siz kalanların neden bu kederi? huzur
ellerinden bana ikram edilirdi, yanaklarına sinen melakeler kayıp cennetlerde çok mu günahsız kaldı?
hesaplar, kitaplar beynimi bulandırır. ama ben midemi aldırdım da kriptolojiye merak saldım, senin kalbimde her "1234324932" olduğunda. kendimi kustum odama. tek yapraklık adamım işte, ışığa tutunca
içi dışı birbirine giren. bu gece de çekilmez, damarlarımda dolu bak melankolik asalet. nerdesin
göz bebeklerim piç kaldı.
evet bir şiir vardı aklımda sana dair. sen unutmam için diretirken hem de.
buruk kalpler, kullanılmış vajinalar, kirlenmiş ipek çarşaflar.. her birliktelikten sonra çekilen
içinde "tenin, bedenin" kelimeleriyle dolu aşk cümleleri. ben değilim olamam! hiç bir zaman bir
lağım faresiyle aynı duygusallığı yaşamadım ki ben eva!! ben kendimi, fahişelere kızıl ışık altında
ikram ederken dahi, olurda bir gün gece yarısı diş perilerm gelir diye yastığımın altıdan hiç
çıkarmadım düşürüp yitirdiğim düşlerimi!!
evet bir şiir vardı aklımda sana dair. sen unutmam için diretirken hem de.
eva eva eva.. saygılar eva sana sonsuz saygılar. ve perde kapanır. haydi bisiklet sürmek için dışarı çıkalım!!!
yunus emre karadeniz
hükmü hiç geçerli değilmiş zaten. kanıyorum, yara bantları tampon bölgesi kalbime. sabrın hükmü geçerli olamayacak da. kan kaybı bilinçsiz bir hal almaya
başladı.. ellerinde
orakları eksik olmuyor yalnızlıkların. kaçarken ayak tabanlarımıza batan kıymıklarla kendimize sallar yaptık, terk eyledik kendimizi... yalancıdır onlar korkaktırlar.
ben korkmadım eva hiç bir şeyden. bütün savaşlara en ön safta girdim.
sen üşüme diye romayı yakanları buldum, msn adreslerini aldım. beni düşünme eva, ben 2mizi de düşünürüm senin yerine. hayır eva sigara içmiyorum.
parmaklarım nikotin kokuyorsa bu tütün ırgatlarının suçu olamaz ya.?! kendime senin gibi bir ben yarattım, onunla oturdum, sohbet ettim. çay ikram ettim.
semazen eteklerine benzetirim saçlarını eva. sen farkında değilsin ama eva melakeler kokularını sana da bırakmadan tanrının yanına gitmiyorlar. peki ya sen
eva? sen kanatlarını kimlere yoldurdun. beni kime bıraktın da sen de hiç kalmadım. sonbahar bu kadar kahverengi olmak zorunda mı? 4ever 2gether eva ama
bunu anlatabilmem için dilimi koparıp gömmem gerkir. anlaman içinse, ımmm galiba bilmiyorum. bilmiyorum. haydi şef vur tuşlara! vur yoksa kafatasım
karıncalanıyor! hayır şef bana müzik yapma!! sana dediğimi yap tuşlara vur!! dam!! dum!!! vur sadece parçalara tellerini!!! orkestranı düşünme, onlar
başlarının çaresine bakmayı bilirler. roma bitmez o zaten yarım kalmışlığın resmi. eksik bir boya paletteki. roma yalnız bir şehir, senin uğramadığın..
canan tanla aram hiç iyi değil. yoksa sana süslü benzetmeler de yapardım eva. sonu gelmeyen cümlelerle aşkı da tanımlardım. sen de dalardın usul usul ha eva?
o vakit kendime pay çıkartma aptallığını yine gösterir miydim?? hayır eva sigara içmiyorum. bu tamamen ırgatların suçu!!!
sefalet değil bu. açlık sadece. açlıktan ölüyorum. sefalet değil bu. öldüm. ölmek değil bu. yoksun. "oldun mu ki"? yoksun. ölmek bu.. vardın olmuştun ama
olmamıştın. adın romaydı. sen eksiktin ben yarım kalmış. ( aman canan tana bağlamayalım).
"ol".
kelimeler.. sihir.. iç içe şeyler..
haydi sil baştan tekrar başlayalım!!
evet bir şiir vardı aklımda sana dair. sen unutmam için diretirken hem de.
selamlar olsun gene ben! molozların arasından kurtardım bedenimi ve ruhumu sunarken ecel meleğime,
yüzlerinizde acıyı gördüm. ben giderken bu kadar üzülmedim de, siz kalanların neden bu kederi? huzur
ellerinden bana ikram edilirdi, yanaklarına sinen melakeler kayıp cennetlerde çok mu günahsız kaldı?
hesaplar, kitaplar beynimi bulandırır. ama ben midemi aldırdım da kriptolojiye merak saldım, senin kalbimde her "1234324932" olduğunda. kendimi kustum odama. tek yapraklık adamım işte, ışığa tutunca
içi dışı birbirine giren. bu gece de çekilmez, damarlarımda dolu bak melankolik asalet. nerdesin
göz bebeklerim piç kaldı.
evet bir şiir vardı aklımda sana dair. sen unutmam için diretirken hem de.
buruk kalpler, kullanılmış vajinalar, kirlenmiş ipek çarşaflar.. her birliktelikten sonra çekilen
içinde "tenin, bedenin" kelimeleriyle dolu aşk cümleleri. ben değilim olamam! hiç bir zaman bir
lağım faresiyle aynı duygusallığı yaşamadım ki ben eva!! ben kendimi, fahişelere kızıl ışık altında
ikram ederken dahi, olurda bir gün gece yarısı diş perilerm gelir diye yastığımın altıdan hiç
çıkarmadım düşürüp yitirdiğim düşlerimi!!
evet bir şiir vardı aklımda sana dair. sen unutmam için diretirken hem de.
eva eva eva.. saygılar eva sana sonsuz saygılar. ve perde kapanır. haydi bisiklet sürmek için dışarı çıkalım!!!
yunus emre karadeniz
23 Kasım 2009 Pazartesi
madem parmak atcaktın, söleseydin boxerımı indirirdim
yok olmayınca olmuyor işte. çaresiz, kırıyorum parmaklarımı. çaresiz parmaklarımı bir bir kırıyorum! günah mı sevap mı?? belki de hiç bunları düşünmeden. yapmış olmak için sadece.
kendime sularından dalgalar yaratıp boğuyorum içinde kendimi. filikalarım çoktan saplanmış gırtlağıma, soluk almaya mecalim yok. az ilerde deniz kaplumbağaları kabuklarının içinden
çıkardıkları şişme kadınlarla su topu oynuyorlar. aşınmaktan üstüne basıldığında jilet etkisi yaratan kayalıklar kaçıyor genzime, bronşlarım daha önce hiç olmadığı kadar masum bu yaz.
nevrotiklerle dans ederken dikkatli olunmalı. çünkü bacadan giren her zaman noel baba olmayabilir..
(bakınız: romeyo ve julyet aşkına)
yunus emre karadeniz
kendime sularından dalgalar yaratıp boğuyorum içinde kendimi. filikalarım çoktan saplanmış gırtlağıma, soluk almaya mecalim yok. az ilerde deniz kaplumbağaları kabuklarının içinden
çıkardıkları şişme kadınlarla su topu oynuyorlar. aşınmaktan üstüne basıldığında jilet etkisi yaratan kayalıklar kaçıyor genzime, bronşlarım daha önce hiç olmadığı kadar masum bu yaz.
nevrotiklerle dans ederken dikkatli olunmalı. çünkü bacadan giren her zaman noel baba olmayabilir..
(bakınız: romeyo ve julyet aşkına)
yunus emre karadeniz
15 Kasım 2009 Pazar
elektrik santrallerinde doğum yapmak üzerine
edilen her kelamda gizli bir mana. mana hep kelamın altında, kelamın üstünde onu gören gözler olmalı. Melankolik olmak için sevgilisinden ayrılıp şiir yazan
şaire ihtiyaç yok bu ülkede. devrik cümlelerle orjinal olduğunu zannedenler ve dudaklarında cezmi er"sözcükler" besleyenler, bi gidin ya!! sakızların içinden
çıkan manileriz bizler evlat. a a b a lar mı olduk gene!? hep, sonlara konan noktaların ötesini görmeye çalışan körleriz biz. ünlemlerde afallayan şairleriz.
üç noktalar intiharlarımızdır bizim. bak gene geldi aklıma yalnız gece şair olanlar. kalemini kırıp uçak yapasım geldi! şiirlerini ismaiy y.k ya veresiye
verip katledesim geldi! penolepe ya yaşadığını yaz, ya da yazdığın gibi yaşa!! edebiyatla manita yapamazsın seni piç kurusu aşkı avlarsın. kelamla meşhur
olmayı hedefleme!! anlaşılmayı iste okurlarından!! anlaşılamamak bu devrin en büyük günahı. kaçalım mı yani buralardan? sade ve yalnız yaşamayı öğrenelim.
tasarruflarımızla var olup, inandığımız bir hiç uğruna vahşi polemiklere konu olalım. tren yolları gibidir hayat. hangi makasta durmamız gerektiğini bilmeden
yaşarsak, şerit ihlalinden cezalar kesilir en makinist düşlerimize.
acılarımız yükselir ve biz çığlık çığlığa koşuşursak sokaklarda, bize sorular sorsunlar! evet tanrının operasındaki altolar ölüyorlar. acil bir toplantıya
yetişmemiz lazım. hayır! çellolar yerni almadı henüz! ama bu bizim, kontrbasçıların kakalarını altlarına yaptığı söylemememiz için bir engel değil!!
masken düşmüş antua.
hayır penolepe abd başkanı henüz ergenlik çağına girmedi.
bir iki kadeh daha içer miyiz antua?
hayır penolepe hala futbolda adam akıllı bir şey yapamadık.
maskeli balolar sence de sıkıcı değil mi antua?
annem de senin gibi düşünüyordu ve beni doğurmadan önce intihar etti!
yunus emre karadeniz
şaire ihtiyaç yok bu ülkede. devrik cümlelerle orjinal olduğunu zannedenler ve dudaklarında cezmi er"sözcükler" besleyenler, bi gidin ya!! sakızların içinden
çıkan manileriz bizler evlat. a a b a lar mı olduk gene!? hep, sonlara konan noktaların ötesini görmeye çalışan körleriz biz. ünlemlerde afallayan şairleriz.
üç noktalar intiharlarımızdır bizim. bak gene geldi aklıma yalnız gece şair olanlar. kalemini kırıp uçak yapasım geldi! şiirlerini ismaiy y.k ya veresiye
verip katledesim geldi! penolepe ya yaşadığını yaz, ya da yazdığın gibi yaşa!! edebiyatla manita yapamazsın seni piç kurusu aşkı avlarsın. kelamla meşhur
olmayı hedefleme!! anlaşılmayı iste okurlarından!! anlaşılamamak bu devrin en büyük günahı. kaçalım mı yani buralardan? sade ve yalnız yaşamayı öğrenelim.
tasarruflarımızla var olup, inandığımız bir hiç uğruna vahşi polemiklere konu olalım. tren yolları gibidir hayat. hangi makasta durmamız gerektiğini bilmeden
yaşarsak, şerit ihlalinden cezalar kesilir en makinist düşlerimize.
acılarımız yükselir ve biz çığlık çığlığa koşuşursak sokaklarda, bize sorular sorsunlar! evet tanrının operasındaki altolar ölüyorlar. acil bir toplantıya
yetişmemiz lazım. hayır! çellolar yerni almadı henüz! ama bu bizim, kontrbasçıların kakalarını altlarına yaptığı söylemememiz için bir engel değil!!
masken düşmüş antua.
hayır penolepe abd başkanı henüz ergenlik çağına girmedi.
bir iki kadeh daha içer miyiz antua?
hayır penolepe hala futbolda adam akıllı bir şey yapamadık.
maskeli balolar sence de sıkıcı değil mi antua?
annem de senin gibi düşünüyordu ve beni doğurmadan önce intihar etti!
yunus emre karadeniz
26 Ekim 2009 Pazartesi
Devasa tripatör kombisyonel isterisi
set çekince kabadayı ve de zorba kararlar aktif bünyelerde pasif etki yarattı. acının damakdaki zevki elastik vücutla kılıç kalkan oynamışcasına polisaçma. pigmentlerine ayrılan sonra derin kolda hizaya giren dere kurbağalarının beklenmeyen sonu molokof saldırılarına maruz kalan sınıf öğretmenlerinin zarif ellerine olanlarla aynı. sonuçta taaruzt atbikat amaçlı olunca ölmedi çocuklar. yoksa acı dudaklarda, acı bir nağme. tedbir bu ya hiç insiyatife mecbur bırakılmadı zanaatkarlar. ölünce aynştayna selamlarınızı iletmeyi unutursam, anneme sakın söylemeyin.
17 Ekim 2009 Cumartesi
noel baba ishal olmuş ya da 12 parmak bağırsağıma yılan sıkıştı
bana gönderilen postada sevinçleri ellerinden alınmış cesetler vardı. bana anlatılan fıkralarda gülmeyi unutan adamlar vardı.bir gün bir doktara bir cellat gelmiş ve bir derdinin olduğunu söylemiş. bir adam bir doktora derdini anlatmış ve demişki'ben mutlu olamıyorum' bir doktor biraz düşünmüş ve bir fikir gelmiş aklına. "karşıda bir cellat var bir gün o bir cellatınyanına git" demiş. bir cellat bir anda ağlmaya başlamış ve göz yaşları bir bir dökülmüş yanaklarından. "iyi de bir doktor, o bir cellat zaten benim"
şimdi hepimizin aklında birer soru oluştu. hangimiz doktor? bana en yeminli hipokratlarınızı gösterin. hangimiz cellat? bana kafatası koleksiyonlarınızla yaptığınız halı desenlerinizden bahsedin. çokca sade bir yaşamı renklendirmek için yatmalı bir kez de olsa. sevişmeli onunla ölümüne. sen de tam bu esnada çıktın ya karşıma bir cellat, hem de hiç beklenmedik bir anda.herkes sevgilisini görebilmek için dersi kırarken, ben hayatı kırdım, mutfaktaki kapının camını kırdım. götürdüm seni. götürdüm işte herkesin olduğu her yerden, hiç kimsenin olmadığı heryere! orda hep beraber uyurduk seninle. çırılçıplak yatardık. üşüme diye tenimi çıkartırdım bedenimden, kırdığım tırnaklarımla, örterdim üstüne. sen bi güzel sarılır uyurdun. sabah uyanınca sevişir, sonra tekrar yatardık.
ve bir sabah uyandığımda bambaşka bir yerdeydim. yoktun sen. etrafıma bakındımyatağımdaydım kendi odamda. bir tıkırtı geldi yatağımın altından, eğilip baktım. ak sakallı dedemi ve noelden babamı sekishik yakaladım. komidinimden bir kaç litre mide asidi çıkartıp döktüm üstlerine eridiler. sonra onları küçük 3 şişeye doldurdum.birini beyaz saraya yolladım. birini karşıdan karşıya geçerken yanlışlıkla elimden düşürdüm. diğerini hala saklıyorum. inanmayan bakabilir hala ecza dolabımda. vestiyerin üst kısmında işte yukardaki dolapta.. bekle yetişebilmen için bi taburegetiriyim bari. evet evet su pamuğun yanındaki küçük mor şişe. DUR elleme HEYY!! evet artık o da yok kırdın işte!!! ama sana değil ayağının altıdaki minik tabureye kızıyorum ben. biri bana mide haplarımı getirsin. galiba gebeyim. yoksa size anneniz mart ayında kedi yememenizi tembihlemedi mi hala!?
yunus emre karadeniz
şimdi hepimizin aklında birer soru oluştu. hangimiz doktor? bana en yeminli hipokratlarınızı gösterin. hangimiz cellat? bana kafatası koleksiyonlarınızla yaptığınız halı desenlerinizden bahsedin. çokca sade bir yaşamı renklendirmek için yatmalı bir kez de olsa. sevişmeli onunla ölümüne. sen de tam bu esnada çıktın ya karşıma bir cellat, hem de hiç beklenmedik bir anda.herkes sevgilisini görebilmek için dersi kırarken, ben hayatı kırdım, mutfaktaki kapının camını kırdım. götürdüm seni. götürdüm işte herkesin olduğu her yerden, hiç kimsenin olmadığı heryere! orda hep beraber uyurduk seninle. çırılçıplak yatardık. üşüme diye tenimi çıkartırdım bedenimden, kırdığım tırnaklarımla, örterdim üstüne. sen bi güzel sarılır uyurdun. sabah uyanınca sevişir, sonra tekrar yatardık.
ve bir sabah uyandığımda bambaşka bir yerdeydim. yoktun sen. etrafıma bakındımyatağımdaydım kendi odamda. bir tıkırtı geldi yatağımın altından, eğilip baktım. ak sakallı dedemi ve noelden babamı sekishik yakaladım. komidinimden bir kaç litre mide asidi çıkartıp döktüm üstlerine eridiler. sonra onları küçük 3 şişeye doldurdum.birini beyaz saraya yolladım. birini karşıdan karşıya geçerken yanlışlıkla elimden düşürdüm. diğerini hala saklıyorum. inanmayan bakabilir hala ecza dolabımda. vestiyerin üst kısmında işte yukardaki dolapta.. bekle yetişebilmen için bi taburegetiriyim bari. evet evet su pamuğun yanındaki küçük mor şişe. DUR elleme HEYY!! evet artık o da yok kırdın işte!!! ama sana değil ayağının altıdaki minik tabureye kızıyorum ben. biri bana mide haplarımı getirsin. galiba gebeyim. yoksa size anneniz mart ayında kedi yememenizi tembihlemedi mi hala!?
yunus emre karadeniz
12 Ekim 2009 Pazartesi
KULAK KİRİ VE SIÇANLAR
masum bir yakarıştı benden çokca uzak bir gökyüzünden gökyüzüme haykırılan. kulaklarımı tıkamaya çalışırken deldim kulakzarımı parmaklarımla, artık bakir dğil. ter bezlerim korkuyu salgıladı. gözlerime üfürülen uyku tozlarıbirer intihar komandosuydu. gözlerimdeki torbalarda onlardan birer ordu kurdum. ağlamak isteyince durdururlar onlar beni ve ne zamanölmek istesem bileklerimle öpüşür en keskin kalem traşların jiletleri.
çift kişilik bir pandomimde senkronu kaçırmamak içindi bunca çabam. ben kötü olmadım hiç. en iblis yanım şeytan tırnağım. yaşlanmadan bunamayacağım. içimdeki çocuğukayalıklara fırlattım. katil olamam ya. çocuk pornolarında oynaması için teklifler geliyordu!!zihnimdeki alacalı bulacalı renklerle kendime bir tablo yaptım. altına imzamı atmadım ve geride delil de bırakmamak içinyaktım bütün fırçaları ve darbeleri. çıktım en yakın hastaneye gidip kendime 3-5 serum aldım. tam ayrılırken çöp kutusundansesler duydum, gittim, baktım. ikiz ceninler vardı aldım cebime koyup eve getirdim. sevdim emzirdim. onlara meni çorbasıregl maması yaptım. çabucak büyüdüler. birini salonda katletmek zorunda kaldım. çünkü cinsel arzuları uğruna kaburgakemiklerini kırmamı rica etti.evde fazla ingiliz anahtarı kalmamıştı ben de alt komşudan elktrikli testeresini aldım.ayarı galiba kaçırmışım. en son ağzından kalın bağırsakları sarkarken balkondan intihar etmeye çalışıyordu gördüğümde.ötekine Sam adını verdi. çok sersem biriydi. bir gün çok keyiflendi benden tek sigara istedi. VERDİM.
elini şıklattı veparmak aralarından çıkarttığı alevle yaktı sigarasını. yalnışlıkla ateşi halıya düşürdü. ev alev aldı. alevler çok yükseldi bir gece vakti sokağımda ve filistinden dumanı gören çocuk küfretti! ve birileri kulaklarını tıkarkenolanları duymamak için, yalnışlıkla kulak zarlarını deldi!!!
çift kişilik bir pandomimde senkronu kaçırmamak içindi bunca çabam. ben kötü olmadım hiç. en iblis yanım şeytan tırnağım. yaşlanmadan bunamayacağım. içimdeki çocuğukayalıklara fırlattım. katil olamam ya. çocuk pornolarında oynaması için teklifler geliyordu!!zihnimdeki alacalı bulacalı renklerle kendime bir tablo yaptım. altına imzamı atmadım ve geride delil de bırakmamak içinyaktım bütün fırçaları ve darbeleri. çıktım en yakın hastaneye gidip kendime 3-5 serum aldım. tam ayrılırken çöp kutusundansesler duydum, gittim, baktım. ikiz ceninler vardı aldım cebime koyup eve getirdim. sevdim emzirdim. onlara meni çorbasıregl maması yaptım. çabucak büyüdüler. birini salonda katletmek zorunda kaldım. çünkü cinsel arzuları uğruna kaburgakemiklerini kırmamı rica etti.evde fazla ingiliz anahtarı kalmamıştı ben de alt komşudan elktrikli testeresini aldım.ayarı galiba kaçırmışım. en son ağzından kalın bağırsakları sarkarken balkondan intihar etmeye çalışıyordu gördüğümde.ötekine Sam adını verdi. çok sersem biriydi. bir gün çok keyiflendi benden tek sigara istedi. VERDİM.
elini şıklattı veparmak aralarından çıkarttığı alevle yaktı sigarasını. yalnışlıkla ateşi halıya düşürdü. ev alev aldı. alevler çok yükseldi bir gece vakti sokağımda ve filistinden dumanı gören çocuk küfretti! ve birileri kulaklarını tıkarkenolanları duymamak için, yalnışlıkla kulak zarlarını deldi!!!
9 Ekim 2009 Cuma
Kaoslara Çığlıklar
Bana, devletine ve kendine müttefik ordular kurun. Onlarla akşam yemeğine oturup ülke meselelerini tartışmak istiyorum.kadeh kadeh şaraplar dökülsün gırtlaklardan mideye ve biz kendimizi uzun bir gecenin ardından, soğuk duvarlarında kurtçukların seviştiği tuvaletlerde kusarken bulalım... Kusalım içimizdeki bütün pisliği ağızlarımız kanlı kanalizasyonlara dönüşsün!! Biz kusalım bütün bildiklerimizi, devlet sırlarını ve de hissettiklerimizi!! Bunları yaparken ses tellerimizi de kullanalım!! haykıralım bir pisuvardan şehrin pis ve sıçanların koşuşturduğu kanalizasyonlarına!! bizi susturmak istese de karanlık, biz aydınlık olup sıyrılmayı bilelim ve örnek olalım bağırırken kendilerini dahi duymayan ahmaklara!! Onlara önderlik yapıp günahlarını da biz üstlenelim. Yazık!! Yazık!!
Kaos... Evet, hayatlarımızın ve bedenlerimizin cevabı bu: KAOS... Karmakarışık ve karanlık bir dünyanın içinde kendimizi kaybediyoruz. Sebepli sebepsiz karamsarlıklara bürünüp tanrının sesi olmaya çalışıyoruz! ne kadar haykırırsak da o kadar haklı sayılırız, hiç kimse işitmeyince. Sesimiz duvarlara çarpar sonra yüzümüze... Duvarlar yıkılırda, utancından kızarmaz yüzler...derin felsefik yaralar açsa da bir cinayet orda durup seyirci kalmamalı hayata. Seri olmalı katil olmalı! Bunları da yapamıyorsak bir cinayet kitabında kurban olmalı! hayatı yaşamalı çünkü dolu dolu !!
bir bakmışsın ki yalnız sen kurban değilsindir yaşadığın bataklıkta. Seni dibe çeken zorbalıklar var ayaklarını bastığın dünya üzerinde!! Gramofonlar belli belirsiz marşları çalar kulak zarının hemen önünde ve bir yok oluşa tanıklık etmeküzeredir portreler!! yılanların deliklerinden kanlar boşalır bedenlerimize!! ziyan etmesin dikkat et seni de damarlarıma yüklediğim aşırı doz melankoli!!! zehir zemberek bir gerçeğin ardında gizlenen yalan olsa gerek hüsran..seni öyle bir köşeye sıkıştırır ki çaresizlik, senle aynı derde muzdarip cellatları da göremezsin!!!
Haydi, bedenlerimize uyuşturucular yükleyelim. Yaşamla hayat arasındaki köprüde cambazlık yapıp dikkat çekmeye çalışalım!!! evet bunu yapalım!!! Ancak ağlamaya başladığında çok geç kalmış olmaz azrail. Göz pınarlarımızdan süzülen kanlar ıslatır yanaklarımızı ve toprağa düştüğü yerden bir umut filizlenir. Ardında kimse fark etmeden bir adam gelir ve söker alır umudu yetişmeden!!! Hangi yöne baksak çare yoktur!!! Bir köşeye çekilip tanrının elinin gelmesini beklememeliyiz! ona eli, biz uzatmalıyız!!!!!! Ya da keskin bir jilet darbesini bileklerimize verdiği hasarla son verirken hayata, son nefesimizin son haykırışımız olduğunu unutmamalıyız!!!!!Haydi, cinnetimin eşiğinden kurtarın beni. Bana safkan günahları servis edin. Beni sessizliğimle yargılamasınhayat. Ve de siliüetler gölgelerde ölürler!! Ben durup durup anlatsam her caniyi elinde bir bıçakla, ev sahibimzam yapamazdı kirama!! Haydi, cinnetimin eşiğinden kurtarın beni. Bana safkan günahları servis edin!!
Kaos... Karanlık sardı bedenlerimiz çepeçevre ve biz bu karanlık çerçevede önümüzü pek de net göremiyoruz...Gözlerimiz oyuklarından akıyor dökülüyor yerlere... Parmaklarımızın arasından kaçıveriyor, avuçlarımıza hapsettiğimiz "ev cinleri"... Ne zaman anlatmasak istesek bir şeyleri birilerine, ağzımızdan koyu yeşil balgamlar fırlıyor!! Duymamazlıktan geliniyoruz!! Ben de sinirlenip koşarım cinnetimin eşiğinden ve tükürürüm suratlarına!! Derhal dönüp İskender okurum, bukowskiye kaçarım annemin evinden...
Kâbuslarımdan uyanmışken hazır, vakti geldi anlatmak istediklerimin artık, ergen oldular... Onlar engin ordular...gergin doğdular... Seçkin oldular ama sonunda gene toprak oldular... Kimi zulmü gördü, kimi zulme sövdü, kimi 5 yaşındaki kızlara tecavüz ederek bağırsaklarını yırttı, kimi bağırsak oldu, ama hepsi biz bağırsak da bağırmasak da sonunda yok oldu!! Onları tabut çivilerini kurtçuklar yedi, penislerini yılanlar!! Duymak istemeyen kulaklar, bilirim bu gerçekleri de yalanlar!! Sessiz kalmanın verdiği acizliği söktüm kalbimden. En medeni cesaretimlevarım ve buradayım!! Anlatılanlar ve haykırılanlar var parmaklarımda... Daktilonun tuşlarını ağlatan kinle aynıdozajda bu kelimeler!! Korkusuz bir fedaidir artık cesaretiniz ve sizin ondan başka zırha ihtiyacınız yoktur!!soyunun ve sevişin arkanızı döndükten sonra küfrettiğiniz her şeyle!! Gidip adam gibi dayak yiyip gelin!! bu sefer arkanızı döndüğünüzde küfretmeyin, bir randevu daha isteyin ve bu yüzden bir kez daha dayak yiyin!!kanlar içinde eve gidip bu olanlar için tanrıya şükredin ve sağlam bir uyku çekin!! Herkes Bir an öncegözlerini yumup duymaya çalışsın tanrının haykırdıklarını! İşte o ses benim görmek istediğim bir rüya...
Forsa Midas
Kaos... Evet, hayatlarımızın ve bedenlerimizin cevabı bu: KAOS... Karmakarışık ve karanlık bir dünyanın içinde kendimizi kaybediyoruz. Sebepli sebepsiz karamsarlıklara bürünüp tanrının sesi olmaya çalışıyoruz! ne kadar haykırırsak da o kadar haklı sayılırız, hiç kimse işitmeyince. Sesimiz duvarlara çarpar sonra yüzümüze... Duvarlar yıkılırda, utancından kızarmaz yüzler...derin felsefik yaralar açsa da bir cinayet orda durup seyirci kalmamalı hayata. Seri olmalı katil olmalı! Bunları da yapamıyorsak bir cinayet kitabında kurban olmalı! hayatı yaşamalı çünkü dolu dolu !!
bir bakmışsın ki yalnız sen kurban değilsindir yaşadığın bataklıkta. Seni dibe çeken zorbalıklar var ayaklarını bastığın dünya üzerinde!! Gramofonlar belli belirsiz marşları çalar kulak zarının hemen önünde ve bir yok oluşa tanıklık etmeküzeredir portreler!! yılanların deliklerinden kanlar boşalır bedenlerimize!! ziyan etmesin dikkat et seni de damarlarıma yüklediğim aşırı doz melankoli!!! zehir zemberek bir gerçeğin ardında gizlenen yalan olsa gerek hüsran..seni öyle bir köşeye sıkıştırır ki çaresizlik, senle aynı derde muzdarip cellatları da göremezsin!!!
Haydi, bedenlerimize uyuşturucular yükleyelim. Yaşamla hayat arasındaki köprüde cambazlık yapıp dikkat çekmeye çalışalım!!! evet bunu yapalım!!! Ancak ağlamaya başladığında çok geç kalmış olmaz azrail. Göz pınarlarımızdan süzülen kanlar ıslatır yanaklarımızı ve toprağa düştüğü yerden bir umut filizlenir. Ardında kimse fark etmeden bir adam gelir ve söker alır umudu yetişmeden!!! Hangi yöne baksak çare yoktur!!! Bir köşeye çekilip tanrının elinin gelmesini beklememeliyiz! ona eli, biz uzatmalıyız!!!!!! Ya da keskin bir jilet darbesini bileklerimize verdiği hasarla son verirken hayata, son nefesimizin son haykırışımız olduğunu unutmamalıyız!!!!!Haydi, cinnetimin eşiğinden kurtarın beni. Bana safkan günahları servis edin. Beni sessizliğimle yargılamasınhayat. Ve de siliüetler gölgelerde ölürler!! Ben durup durup anlatsam her caniyi elinde bir bıçakla, ev sahibimzam yapamazdı kirama!! Haydi, cinnetimin eşiğinden kurtarın beni. Bana safkan günahları servis edin!!
Kaos... Karanlık sardı bedenlerimiz çepeçevre ve biz bu karanlık çerçevede önümüzü pek de net göremiyoruz...Gözlerimiz oyuklarından akıyor dökülüyor yerlere... Parmaklarımızın arasından kaçıveriyor, avuçlarımıza hapsettiğimiz "ev cinleri"... Ne zaman anlatmasak istesek bir şeyleri birilerine, ağzımızdan koyu yeşil balgamlar fırlıyor!! Duymamazlıktan geliniyoruz!! Ben de sinirlenip koşarım cinnetimin eşiğinden ve tükürürüm suratlarına!! Derhal dönüp İskender okurum, bukowskiye kaçarım annemin evinden...
Kâbuslarımdan uyanmışken hazır, vakti geldi anlatmak istediklerimin artık, ergen oldular... Onlar engin ordular...gergin doğdular... Seçkin oldular ama sonunda gene toprak oldular... Kimi zulmü gördü, kimi zulme sövdü, kimi 5 yaşındaki kızlara tecavüz ederek bağırsaklarını yırttı, kimi bağırsak oldu, ama hepsi biz bağırsak da bağırmasak da sonunda yok oldu!! Onları tabut çivilerini kurtçuklar yedi, penislerini yılanlar!! Duymak istemeyen kulaklar, bilirim bu gerçekleri de yalanlar!! Sessiz kalmanın verdiği acizliği söktüm kalbimden. En medeni cesaretimlevarım ve buradayım!! Anlatılanlar ve haykırılanlar var parmaklarımda... Daktilonun tuşlarını ağlatan kinle aynıdozajda bu kelimeler!! Korkusuz bir fedaidir artık cesaretiniz ve sizin ondan başka zırha ihtiyacınız yoktur!!soyunun ve sevişin arkanızı döndükten sonra küfrettiğiniz her şeyle!! Gidip adam gibi dayak yiyip gelin!! bu sefer arkanızı döndüğünüzde küfretmeyin, bir randevu daha isteyin ve bu yüzden bir kez daha dayak yiyin!!kanlar içinde eve gidip bu olanlar için tanrıya şükredin ve sağlam bir uyku çekin!! Herkes Bir an öncegözlerini yumup duymaya çalışsın tanrının haykırdıklarını! İşte o ses benim görmek istediğim bir rüya...
Forsa Midas
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)