26 Aralık 2011 Pazartesi

"Love Story" Film Gösterimi




Uzun süredir gösterimlerine Beytepe Kampüsü'nde BAM Performans Salonu'nda devam eden HüSinema, bu hafta mükemmel bir aşk hikayesi olan "Love Story" ile geliyor.

Başrollerini Ali McGraw ve Ryan O'Neal'ın paylaştığı 1970 yapımı filmin yönetmenliğini Arthur Hiller üstleniyor.

Köklü ve zengin bir aileden gelen Oliver Barrett IV (Ryan O'Neal) ,aile geleneğini devam ettirerek kendisinden öncekiler gibi Harvard Üniversitesinde hukuk okumaktadır.Bir gün Radcliffe Kolejinde müzik öğrencisi olan işçi sınıfından Jennifer Cavalleri (Ali MacGraw) 'ye aşık olur.Çift evlenmeye karar verir,ancak Oliver'in babası Oliver Barrett III (Ray Milland) bu evliliğe onay vermez ve oğlunun harçlığını keser ayrıca onu mirasından da mahrum edeceğini söyler.Oliver'ın babasının maddi desteği olmadan Harvard'a devam etmesi çok zordur.Hayata sıfırdan başlamak zorunda kalan yeni evli çift Oliver'in okul masraflarını karşılamak için farklı 
işlerde çalışmaya başlarlar.


"Love means never having to say you're sorry." 


Tarih: 26 Aralık 2011 Perşembe
Saat : 18.00
Yer: Bam Performans Salonu



17 Mart 2011 Perşembe

Amores Perros

Meksika sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici yapımı, çakışan üç hikayeyi bir arada kurguluyor.

Octavio, hayatta hiçbirşey elde edememiş olan boşta gezerin biridir. Aynı zamanda, yengesi Susana'ya vurgundur. Öte yandan, başarılı bir editör olan Daniel, nevrotik bir süper model olan Valeria'yla birlikte yaşamak için eşini ve çocuklarını yüzüstü bırakıp lüks bir kata çıkmıştır.

El Chiavo namıyla bilinen eski bir hükümlü de, gizli bir ilişki içinde olduğu genç bir kızın hayatını işgal etmiş durumdadır. Varlıklı bir iş adamını öldürmek için tutulan bu caninin yolu, diğer öykülerin karakterleriyle ve iki köpekle çakışınca ortaya garip bir durum çıkar.

Meksico City için bile alışılmadık türde bir vahşet doğacaktır bu hayat girdaplarından...

Yönetmenliğini Alejandro González Iñárritu nun yaptığı bu sürükleyici filme tüm sinemaseverleri bekleriz.

Ayrıntılar için:

http://www.imdb.com/title/tt0245712/

Yer: Tenedos Cafe- Selanik Cad. 67/A Kızılay
Tarih: 22.03.2011-Salı 18:00

25 Şubat 2011 Cuma

Fİlm Gösterimi- The Man from Earth


Üniversitede başarılı bir tarih profesörü olan John Oldman ortada hiçbir neden yokken, aniden 10 yılını ayırdığı akademiden istifa etmiştir. Şehirden gitmeye hazırlanırken veda etmek için evine gelen meslektaşları ondan neden istifa edip gitmesi gerektiği konusunda bir açıklama yapmasını isterler. Arkadaşları John'un bu sessizliğine anlam verememektedirler. Önceleri suskun kalan John da neden gitmesi gerektiğini biraz geçmişe dönerek anlatmaya başlar.
Filmde ortamdaki kişiler profesör ve uzmanlardan oluşan bir ekip olduğundan, John'un hayat hikayesini anlatmasıyla birlikte tartışma merak uyandırmaya ve içinden çıkılmaz bir hal almaya başlıyor.İlk başlarda oyun ve hikayevari giden hayat hikayesi acaba gerçek mi ? Yoksa bir uydurma mı ?Her sahnesiyle izleyicide merak uyandırabilen The Man from Earth filmine tüm sinema severler davetlidir.

Ayrıntılar için:

http://www.imdb.com/title/tt0756683/

Yer: Tenedos Cafe
Tarih: 01.03.2011- Salı Saat:18.00
Adres: Selanik 2 Cad. 67/A Kızılay, Ankara

7 Ocak 2011 Cuma

Gösterim-Across The Universe

Julie Taymor'un yönetmenliğini üstlendiği 2007 yapımı müzikal bir film.Senaryosu The Beatles'ın birbirinden güzel parçalarından oluşturulmuş kaçırılmaması gereken bir film.
Kısaca konusu hakkında bilgi vermek gerekirse;

Beatles’ın 33 şarkısından bir aşk hikâyesi...

Liverpool’dan yola çıkıp kayıp babasını aramak üzere New York’a giden Jude, yolunun Lucy ile kesişmesi üzerine, kendini savaş karşıtı protestoların ve rock’n roll temelli bir hayatın ortasında bulur. Jude ve Lucy, 1960’larda, rehberleri “Dr. Robert” (Bono) ve “Mr. Kite” (Eddie Izzard) eşliğinde, ilham perilerinin kol gezdiği Greenwich Village’dan, sokaklarında isyan bayrakları dalgalanan Detroit’e uzanan dönemin savaş karşıtı ruhunun parçası olurlar. Jude’un kardeşi Max’in Vietnam’a gitmesi çifti üzerinde dolaştıkları pembe buluttan indirip başka gerçekleri keşfetmeye zorlar.


Yer:Tenedos Cafe Kızılırmak Cad 29/A - Kocatepe Camii Karşısı Ankara, Turkey


Zaman:11 Ocak 2011 Salı 18:00


Hepinizi aramızda görmek isteriz Beatles fanı olsanızda olmasanızda.


7 Aralık 2010 Salı

MODERN TIMES
Charlie Chaplin’in bir makina işçisini canlandırdığı filmde, işçinin makinayla olan garip ilişkisine tanık olan patronu onu tedavi görmesi için bir hastaneye yatırır. Hastaneden çıktıktan sonra komünist göstericilerin arasına karışarak yanlışlıkla komünist zannedilir. Hapsi boylayan karakterimiz, bir yolunu bulup hapisten kaçtıktan sonra da başına bir dizi olay gelecektir.

Charlie Chaplin’in, arada ses efektleri bulunsa da, son sessiz filmi olma özelliğini taşıyan film Modern Zamanlar, modern topluma ve makina çağına getirdiği yerinde eleştirilerle halen güncelliğini koruyan klasik bir yapıt.


Gösterimimize herkesi bekliyoruz.Şimdiden iyi seyirler...

Gösterim Yeri: Selanik cad. 48/7 Kızılay-Ankara KİTAP KURDU KAFE

Gösterim Zamanı: 09 Aralık Perşembe · 18:30 - 21:00

Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki kaynaklardan yararlanabilirsiniz:

http://www.imdb.com/title/tt0027977/
http://en.wikipedia.org/wiki/Modern_Times_%28film%29

2 Aralık 2010 Perşembe

Yönetmenliğini Polonyalı sinema yönetmeni Krzysztof Kieślowski'nin yaptığı, Zbigniew Preisner'in ise müziklerini yaptığı bir filmdir. Adlarını Fransız bayrağının renklerinden alan üçlemenin diğer iki filmi ise, Üç Renk: Beyaz ve Üç Renk: Kırmızı'dır.

Filmde, bir kaza sonucu kızını ve besteci olan kocası Patrice de Courcy'yi yitiren Julie'nin yaşama tutunma çabası anlatılmaktadır. İlkin ailesinin yokluğuna dayanamayan Julie intiha
ra yeltense de, daha sonra bakış açısını değiştirip, kocasının ölümü nedeniyle yarım kalan bir bestesi üzerinde çalışmaya ve onu tamamlamaya karar verir. Avrupa Birliği'nin kuruluşunu kutlama amacını taşıyan bu bestenin tamamlanmaya çalışılması sürecinde, eski çevresinden ve arkadaşlarından kopar ve besteci kocasının sağlığında yardımcısı olan Olivier Benoit ile yakınlaşır.

Fransız devriminin dayandığı temellerden özgürlük temasını ele alan, üçlemenin ilk filmi olan Üç Renk: Mavi filmine , tüm sinemasever arkadaşlarımızı bekliyoruz.

Şimdiden iyi seyirler...

Gösterim Yeri: Hacettepe Üniversitesi Sıhhıye Kampüsü Tıp Fakültesi- Beyaz Amfi
Gösterim Tarihi: 06.12.2010
Gösterim Zamanı: 18.00-21.00

Ayrıntılı bilgi için aşağıdaki kaynaklardan yararlanabilirsiniz:

http://www.imdb.com/title/tt0108394/
http://en.wikipedia.org/wiki/Three_Colors:_Blue

20 Kasım 2010 Cumartesi

Taş bir sözcük düştü parçalandı
Henüz yaşayan göğsümde
Zararı yok, ben zaten hazırdım
Gelirim bunun da üstesinden.
– Anna Ahmatova

Anna Ahmatova, şöyle yazıyordu:

“Ben bizim kadınlarımıza nasıl konuşulması gerektiğini öğrettim, ama onları sessizleştirmenin nasıl olacağını bilmem.”

İşte... yazın hışırdayan sıcak soluğu

Bayram gibi sarıyor pencereyi.

Ben çoktan sezmiştim bu

Aydınlık günü ve boş evi

•••

Hedeflerinin neler olduğunu söyleyen, tarihsel olarak da ispatladığını düşündüğümüz ya da saydığımız nice kişinin gerçekte neleri söylemediklerini ve yenemedikleri korkularının gizli damarlarının sinir uçlarını araştırmak için yola çıkmıştı sanki Boris. Bir görüşe göre de, üniversiteye bu yüzden girmiş, sekiz yılda üç tez hazırlamış, ama hiç kabul görmemişti zavallı Boris. Oysa ölümünden dokuz yıl sonra St. Petersburg’da yayımlanan bir dergide ondan ‘geleceğin habercisi’ diye söz ediliyor ve tezinden geniş bir bölüme yer veriliyordu:

“Bir gün Mozart’ın Sihirli Flüt operasındaki Cehennemin İntikamı Kalbimde Kaynıyor aryasını tekrar tekrar dinleyeceksiniz, o gün yeniden Zhdanov şehri eski adı Mariupol olacak ve Andrei Zhdanov’un heykeli yıkılırken, Shostakovich çalacak meydanda ve bir genç kız, Osip Mandelstam’ın şu dizelerini okuyacak Anna için;

Yenisey’in aktığı geceye götürün beni

Çanların yıldızlara değdiği,

Çünkü benim kanım kurt kanı değil,

Ancak bir benzerim öldürebilir beni.

Andrei, edebiyatı dış etkilerden koruma bahanesiyle en iyi yazarları temizlemeye çalıştığı yıllarda sabahtan akşama kadar elinde bardağıyla dolaşır, Josef’e meyve suyu içiyorum, derdi. Kimseye itimadı olmayan lider Josef ise ona güveniyor görünse de, içkiye düşkünlüğünden dolayı sık sık onu ortadan kaldırmayı düşünürdü.”

•••

Kronolojik olarak tarih sözkonusu olduğunda önde gelen kişilerden biri olmasa da kendi küçük çevresinde sevilen biriydi Cahit Hüsnü Bey. Neden sevildiğini bir gün kendi kendine şöyle açıklamıştı: “Felsefeyle hiç işim olmadığını çok iyi biliyorlardı, sadece tarihleri sıralıyordum onlara, biliyormuş gibi yapmalarına da ses çıkarmıyordum. Bu, eski bir yöntemdi; geçerli, dikey ve zararsızdı. Birkaç basamak çıkabilmek için ideal bile sayılabilirdi. Tarih öğrencisiyken tanıdığım sıkı bir Epikürcü olarak tanınan Victor’dan söz etmek isterim size; dünya felsefesini taramış, dil üzerine sürdürmüştü çalışmalarını. Marx’ın arkadaşı Heine’den iki şiir çevirmiştim o yıllarda ve ona göstermiştim. Hiç düzeltmemek daha iyi, öyle kalsın demişti. O zamanlar şakacı biri olduğunu kimse anlamamıştı, bugün bile sıkıntıları vardır bu konuda.”

•••

Sayılı günlerdendi. Ellerini masaya dayamış, benzer bir günü tam anlamıyla yaşıyor sayılmasa da, iyiden iyiye sıkıldığını hissetti tüm benliğiyle. Bazı kelimeleri hiç kullanmamayı özenle sürdüren bir yazarla tanışmıştı bir yemekte. Neden, diye sormak gafletinde bulunmuş, açıklamalarını dinlerken buna binlerce kez pişman olmuştu.

•••

“Tarihte yasalar aramaktan vazgeçilmelidir, her tarihsel olay bir kez ortaya çıkan bir gerçekliktir,” diyordu Herder.